OTOYOLLAR

KURAN

KURAN

Kur'an

Vikipedi, özgür ansiklopedi
 
 
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
 
Muhammed'in aldığına inanılan ilk vahiy ve doksan altıncı sure olan Alak Suresi'nin başında yer alan ayetler.

Kur’an (Arapçaالقرآن el-Kur'an) veya Kur'an-ı Kerim, İslam dininin ana kitabıdır.[1][2][3] İslam hukukunun (şeriat) oluşturulmasında hadis ile birlikte dayanak alınır[4] ve Müslümanlar ibadetlerinde Kur'an'dan çeşitli bölümleri okurlar.[5]

Müslümanlara göre, Kur'an ayetleri Allah tarafından Cebrail adındaki melek aracılığıyla İslam peygamberi Muhammed'e vahiyler halinde indirilen bir kutsal kitaptır.[2][3] Bilimsel ve mantıksal açıdan ise Kur'an, Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaptır.[6]

Müslümanlar, Kur’an, İncil, Tevrat ve Zebur'u Allah tarafından insanlara gönderilen kutsal kitaplar olarak tanımlarlar.[7][8][9] Bu sebeple Kur'an'da diğer kitaplardaki bazı anlatımların benzerlerinin olması doğal karşılanır.[10] Ayrıca, diğer üç kitabın sonradan tahrif edildiği, ancak yeryüzüne indirilmiş son kutsal kitap olan Kur’an'ın Kıyamet'e kadar Allah tarafından korunacağına inanılır.[5][11] İslam inancında, Kur’ân, Muhammed'in en önemli ve en büyük mucizesi[12][13][14] ve onun gerçek bir peygamber olduğunun kanıtı olarak görülür.[15][16][17][18] Ayrıca, ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanılan Adem'den itibaren gönderilen ilahi metinlerin tamamlayıcısı kabul edilir.[1]

9. yüzyılda İslam akait mezhepleri arasında Kur’ân’ın ezeli ve ebedi, olup olmadığı, bir diğer ifade ile yaratılmışlardan olup olmadığı konusu üzerinde büyük tartışmalar yaşanmıştır. Bazıları Kur’ân’ın Allah ile birlikte ezeli olarak var olduğu, dolayısıyla yaratılmadığı görüşünü benimsemişler, akılcılığı ön plana çıkaran Mutezile mezhebi ise Kur’ân’ın yaratılmış olduğu görüşünü benimsemiştir. Sufilere göre bu tartışma yapay ve yanlıştır.[19]

Etimoloji

En yaygın ismi Kur’ân-ı Kerîm (Arapçaالقرآن الكريم / el-kur'ân el-kerim)dir. Kur’ân sözcüğü Arapça okudu anlamındaki qarâ'â (قرأ) sözcüğünün üç harfli mastarıdır, “okunan şey “veya “ okumak"; Kerîm ise "soylu, asil" ve "eli açık, cömert" anlamlarına gelir.[20] Ayrıca "Kur’ân" kelimesi Kur’ân'da "okunan, okuyuş, okuma" "ekli, katlı, derli" anlamında da kullanılmıştır. Kur’ân kelimesi, Kur’ân'ın 58 ayetinde geçer.

Biz onu, akıl etmeniz için Arapça okunuşla indirdik. (Yusuf Suresi: 2)

Kur’ân okuyacağında kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın. (Nahl Suresi: 98)

Kur’ân okunduğunda/okununca onu işitin de durup düşünün ki merhamet olunasınız. (A'râf Suresi: 204)

Şüphesiz, bu Kur’ân, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjdelemektedir. (İsrâ Suresi: 9)

Kur’ân'dan indirir olduklarımız, inananlara şifâ ve rahmettir. (İsrâ Suresi: 82)

Birçok âyette "el-Kitâb" kelimesinin Kur’ân anlamında kullanıldığı görülür:

İşbu içinde kuşku olmayan Kitâp’tır, takvâ sahipleri için bir yol göstericidir. (Bakara: 1,2)

Bunlardan başka daha birçok âyette ise "Kur’ân" için başka isimlerin de kullanıldığı görülmektedir, bunlar arasında: "el-Furkân" (Furkân Suresi: 1), "ez-Zikr" (Hicr Suresi: 9), "en-Nûr" (Nisâ Suresi: 174), "er-Rûh" (Şûrâ Suresi: 52) örnek olarak gösterilebilir. Kur’ân ayrıca Furkân-ı Hâkim, Mushâf-ı Şerif, Kelâmullah, Kitâbullah gibi isimlerle de anılır.

Tarihçe

 
Açılış suresi olan Fatiha Suresi.
 
12. yüzyıldan kalma bir Endülüs Kur’ân'ı.
 
Chester Beatty Kütüphanesi'nde segilenen 13-14üncü yüzyıllara ait olan Mağribî hat tarzında Kur’ân örneği, Dublin, İrlanda.

İslam dinine göre Kur'ân İslam peygamberi Muhammed'e 610 yılının Ramazan ayının Kadir Gecesi'nde Mekke'deki Nur Dağı üzerindeki Hira Mağarası'nda indirilmeye başlanmış, vahyin 12 yılı Mekke, 11 yılı da Medine dönemi olmak üzere 23 yıl sürmüştür. Mekke’de bildirilen ayetler "Mekkî", Medine'de bildirilenler ise "Medenî" olarak adlandırılır.

Kur’ân, vahiy katipleri tarafından zaman zaman deri, kemik gibi çeşitli nesneler üzerine yazıya geçirilmekle birlikte, tamamının Muhammed hayattayken yazıya geçirilip geçirilmediği konusu tartışmalıdır.[21]

İlk bildirilen ayet Alak Suresinde geçer: Yaratan Rabbinin İsmi ile oku. İnsanı bir alaktan (asılı şey veya pıhtı) yarattı. Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile insana bilmediği şeyleri öğretti. (Alak: 1-5)

İlk halife Ebubekir (632-634) zamanında bir araya getirilen Kur’ân nüshaları,[22][23][24] Osman bin Affan döneminde çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmiştir. Uzatma, nokta, hareke gibi işaretlerin yer almadığı bu yazıma daha sonraları ilâve edilen işaretlemelerle okuyuş şekli de (tecvid); yazılı olarak belirlenmiştir.[25] Farklı yazım şekillerine sahip farklı kuran nüshalarında, surelerin anlamları da değişebilmektedir.[26]

Mekke dönemi

İlk ayet vahyinden, Medine'ye hicret'e kadar devam eden Mekke dönemi yaklaşık 13 yıl sürmüştür. Hacimsel olarak Kur’ân'ın 2/3 kısmını oluşturur. Bu dönemde ayet ve surelerin hemen yazıya geçirilmesi gibi bir uygulama olmadığı için sözlü olarak ezberlenmiştir. Daha sonraki hicrete yakın birkaç yıl ile Medine dönemi olarak ifade edilen yazım döneminde ayetler kayda geçirilmiştir.[27][28]

Mekkî âyet ve sureler İslam inanç ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar; Allah'ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve Âhiret Günü'ne iman gibi konular işlenir, Allah ile eş tutulan putlar reddedilir, İslâm'ın inanç esasları, ölüm, hayat, kıyamet, âhiret, cennet, cehennem, ve kavimlerin helâkı gibi konuları ele alır. Mekke döneminde Kur’ân'ın Âdem'den itibaren devam eden tevhid dini ve vahiy zincirinin devamı olduğu ifade edilmiştir: O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de bir şeriat kıldı. (Şura : 13)

Medine dönemi

Medine döneminde ibâdetler, insanlar arası ilişkiler, toplumsal düzenlemeler, ahlakî kurallar ile ilgili âyetler vahyedilmiştir.[29][30][31] Bunun yanında insanın devletle olan ilişkilerini düzenleyen şer'i hukukun kuralları, anlaşmalar, barış ve savaş durumları söz konusu edilir. Bu dönemde, bu hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip bir İslâm Devleti, Muhammed yönetiminde, Medine'de oluşmuştu. İslam inanışında bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanın alınması, kötü ve zararlı olanın kaldırılmasıdır.[32]

Arkeolojik bulgular

Muhammed'in Medine öncesi hayatını hayatı ve bununla bağlantılı olarak Kur'an'ın ilk yazılım yeri ve Müslümanların ilk kıblesinin neresi olduğu konusu 1970'li yıllardan bu yana sarsıcı tartışmaların konusudur. Arkeolojik araştırmalarda Mekke'nin rivayet edilenin aksine İslam'ın kuruluş yıllarına göre daha yeni bir şehir olarak ortaya çıkışı, bilinen tarih kaynaklarında ve haritalarda adının 8. yüzyıl öncesi geçmemesi,[33] ticaret yolları üzerinde olmaması yanında tarım açısından arazinin uygunsuz oluşu,[34] erken dönem İslam tarihi hakkında ipuçları veren Kur'an ve hadis rivayetlerinde tanımlanan bazı yer isimleri ve özellikleri ile Mekke coğrafi yapısının uyuşmaması gibi nedenlerle bazı kişiler Muhammed'in gerçek olmayan kurgusal bir kişilik olduğuna inanmışlardır.

Muaviye'nin ölümü sonrasında çıkan iç karışıklıklarda Kabe Yezid'in askerlerince mancınıklar kullanılarak taşa tutulmuş, isabet alan karataş üç parçaya bölünmüş, Kabe yıkılmıştır.[35] Kanadalı arkeolog ve İslam tarihi araştırmacısı Dan Gibson'a göre bu yıkım bugünkü Mekke şehrinde değil, bundan yaklaşık 1200 kilometre kuzeyde, Petra'da gerçekleşmişti. Araştırmalarında ulaştığı en eski camilerin kıble duvarları ve mihrap yönlerinin Petra'yı göstermeleri nedeniyle, bu bulgularla ayet, hadis ve siyer kaynaklarındaki diğer ipuçlarını bir araya getiren Gibson Muhammed'in Petra'da yaşamış ve buradan Medine'ye göç etmiş olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ona göre Kur'an'da bahsedilen “bekke” veya “mekke” sözcükleri de Petra'yı ifade eden kelimelerdi. Müslümanların ilk kıblesi ona göre Kudüs'teki Mescid-i Aksa değil Petra'da Al-Lat tapınağı olarak kullanılan Kabe olmalıydı. Bu yapı Müslümanların iç savaşlarından birisi olan Abdullah bin Zübeyr ayaklanması sırasında mancınıklarla yıkılmış, İbni Zübeyr karataşı Kabe'de bulunan diğer kutsal eşyalarla birlikte alarak Emevi saldırılarından uzakta, bugünkü Mekke'nin bulunduğu yere taşımış yeni tapınağı burada inşa etmişti. Emevilere karşı Abbasilerin desteğini kazanan yeni mekan birkaç yüzyıllık bir geçiş dönemi sonunda tamamen benimsenmiş, yeni yapılan camilerin yönü Mekke'ye dönük olarak inşa edilmeye başlanmıştır. Ancak Emevi etkisinde kalan Kuzey Afrika ve Endülüs camileri yönlerini bambaşka bir yöne, Güney Afrika'ya çevirerek yeni kıbleye karşı çıkmaya devam etmişlerdir.[36][37] Konu ile ilgili ortaya atılan bir diğer iddia ise “bekke”’nin bekaa ile bağlantılı olarak ele alınan Kudüs kenti olduğu yönündedir.[38]

Harici video
The Sacred City (2016) (Kutsal Şehir), Türkçe

Muhammed sonrası

Kur’ân'ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline "Mus'haf" denir. Mus'haf, "sayfalar haline getirilmiş" ya da "iki kapak arasındaki sayfalar" anlamına gelir[39] ve S-H-F (sahife) kökünden gelir. Kur’ân Muhammed'in ölümü ile tamamlandığından kendisi hayatta iken toplanmamış, ezberlenerek muhafaza edilmiştir.

Muhammed'in ölümününden sonra Yemâme savaşlarında 70 kadar hâfızın ölmesi üzerine Ashabdan Ömer bin Hattab hafızların toplanması için dönemin hâlifesi olan Ebu Bekir’e başvurarak konunun görüşülmesini istemiştir. Bunun üzerine Ebu Bekir, Zeyd bin Sâbit başkanlığında aralarında Abdullah bin Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas, ve Abdurrahman bin Haris bin Hişâm'ın da bulunduğu bir komisyon kurdurmuştur. Zeyd bin Sâbit, elinde yazılı "Kur’ân" metni olan herkesin bu metinleri getirmesini, ayrıca metinleri bizzat Muhammed'den duyduklarına dair iki güvenilir şahid gösterilmesini istedi. Osman bin Affan toplanan bu kurula, "Zeyd ile imlada anlaşamazsanız, Kureyş'e göre yazın" emrini verdi. Zeyd bin Sâbit'in ortaya koyduğu bu aslî nüshaya "İmam Mus'haf" adı verilmiştir. Abdullah bin Mesûd'un teklifiyle "İmam Mus'haf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde herhangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır.

Halife Ömer bin Hattab devrinde Kur’ân öğretimine hız verildi. Medine'de ve İslâm Devleti'nin diğer merkezlerinde hafız sahabelerin gözetmenliğinde pek çok yeni hafız yetiştirilmiştir.

Yeni fethedilen yerlerdeki kavim ve kabilelerin Müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. 648'de Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin farklı okuyuşları tartışma ortaya çıkardı. Bu tartışma üzerine Huzeyfe bin Yemân, Halife Osman bin Affan'a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilafın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Osman bin Affan, Zeyd bin Sâbit'i tekrar görevlendirerek, Ebû Bekir'in emriyle derlenmiş olan Kur’ân'ın çoğaltılmasını emretmiş ve çoğaltılan mushaflar çeşitli İslam merkezlerine gönderilmiştir.[40] Böylece, Muhammed'in ölümünden sonra 20 yıl içinde Kur'an'ın derlenip yazıya geçirilmesi ve çoğaltılması yapılmıştır.[41][42] Müslüman alimler, Kur’an’ın bugünkü halinin Ebu Bekir zamanında derlenen Kur’an ile aynı olduğunu kabul ederler.[43]

En erken Kur’ân yazımı esnasında, Arap alfabesi, bugün kullanılan 28 harfe karşılık 22 harfi karşılayan 15 farklı noktalama işaretsiz yazım (harf)'ten oluşmaktaydı.[44] Kur’ân'ın ilk yazılışındaki alfabeye bağlı olarak kıraat mezhepleri ortaya çıkmıştır.[45] Haccac zamanında birbirine benzer harfleri ayırt edebilmek için imla işaretleri ve sesli harfler oluşturuldu.[46] Kur’ân'a eklenen yeni işaret ve harekeler renkli olarak yazılmaya başlandı ve asıl metinin bir parçası kabul edilmedi.[1] Başlangıçta Kureyş lehçesi ile okunan Kur’ân'ın sonradan 7 Arap lehçesiyle okunmasına müsaade edilmiştir.[47]

En eski Kur’anlar

Bu kategoride ürün bulunamadı.